anasayfa | blog hakkında | yazarlar



Joanna Newsom ve Vanilyalı Çay Etkisi

Birisine Joanna Newsom dediğimde iki tarz tepki alıyorum; ya onu çok seviyorlar, ya da neredeyse nefret ediyorlar. Tabii üçüncü tip tepki olan “o kim?”in sözünü bile etmiyorum burada.

Joanna Newsom solo çalışmalarına başlamadan önce The Pleased’in klavyelerini çalıyormuş, bir dönem Golden Shoulders’la çalışmış, bir de Deerhoof’tan Greg Saunier ve Hella’dan Zach Hill’le birlikte Nervous Cop isimli bir projeye destek vermiş. Adını tek başına duyurması ise 2002 yılında yayımladığı Walnut Whales EP’sine denk geliyor. Bu EP’deki şarkıların çoğu 2004 tarihli Joanna Newsom ilkalbümü The Milk-Eyed Mender’da da (farklı düzenlemelerle) yer almıştı. The Milk-Eyed Mender, Joanna Newsom’ın ciddi anlamda tanınmasını ve insanların ya onu çok sevmesini ya da ona gıcık olmasını sağlayan kayıt.

İnsanlar onunla alay ettiği için çok uzun süre boyunca sesini kullanmaktan çekinen Joanna Newsom daha sonra bu kararını değiştirmiş; iyi ki de değiştirmiş. Newsom’ın sesi bir çocuk gibi çıkıyor; zaman zaman çığlığımsı, detone, kırık ve çatlak sesler çıkaran bir çocuk gibi. Bu durum özellikle ilk albüm The Milk-Eyed Mender ve daha öncesinde yayımladığı EP ve 45’liklerde çok belirgin. 13 Kasım 2006’da yayımlanan yeni albümü Ys’de ise (“ease” şeklinde telaffuz ediliyormuş) sesini daha kontrollü kullanmış, eskisi kadar çatlamıyor ve çınlamıyor. Ama bunu olumlu ya da olumsuz bir anlamda söylemiyorum, bana kalırsa sesinin her hali gayet güzel ve büyülü. Sesinin yanına ana enstrümanı olan arpın büyüsünü de kattığınızda acayip bir huzur hissiyatına büründürüyor insanı, ki ben bu hissiyata “vanilyalı çay hissiyatı” diyorum kendimce.


Joanna Newsom’ın ilk albümü The Milk-Eyed Mender’daki şarkıların melodik yapısı bildiğimiz popüler şarkı yapısına çok uygundu. Bu şarkılar; kıtaları, nakaratları, ara nağmeleri, süreleri vesaireleriyle pop şarkısı yapısındaydı. Albümün enstrümantal altyapısı ise oldukça sadeydi. Genellikle arpın, zaman zaman elektrikli piyano ya da klavsenlerin sürüklediği şarkılardı bunlar. Sanırım Peach, Plum, Pear hala en sevdiğim Joanna Newsom şarkısı.



Yeni albüm Ys ise ilk albüme oranla oldukça farklı. İlk albümdeki, süreleri 2 ila 6 dakika arasında değişen şarkılar yerlerini en kısası 7 dakika 17 saniye, en uzunu ise 16 dakika 53 saniye olan şarkılara bırakmış. Üstelik yanına Van Dyke Parks gibi bir deha ve ustayı almış Joanna. Van Dyke Parks orkestrasyonları şarkılara farklı bir güzellik ve derinlik katmış. Bunun yanında albümün teknik ve müzikal altyapısında Steve Albini ve Jim O’Rourke gibi isimlerin de emeği var.

Joanna Newsom bize daha önceki çalışmalarında olduğu gibi yine öyküler, masallar anlatıyor. Ama bu sefer uzun uzun anlatıyor. Söz yazmadaki, sözcük oyunlarındaki ve alegorideki yeteneğini daha da ön plana çıkarıyor. Anlattığı hikayelerin yaşamından süzülen hikayeler olduğunu, albümün kayıtlarına başlamadan önceki son yılında çok önemli dört olay yaşadığını ve bunları daha kısa bir şekilde anlatamayacağını söylüyor kendisiyle yapılan bir söyleşide. Albümdeki şarkıların uzunluğunu buna bağlıyor. Tabii ki o masalımsı anlatımında bu gerçek hayat öykülerini bulmak bizim için o kadar da kolay olmuyor.

Şarkıların uzunluğu, Joanna Newsom’ın müziğinin melodik yapısını da yoğun bir şekilde etkilemiş. Kulağı yakalayan bir melodi üzerinde giderken, birdenbire uzaklara açılıveriyor, bizi farklı yerlere sürüklüyor. Derken bir anda yeniden asıl temaya dönüveriyor. Bu açılıma kemanların, akustik ve elektrik basların, orkestra flütlerinin etkisi de çok büyük.

Beş adet “masalımsı şarkı”dan oluşan Ys, ve genel olarak Joanna Newsom’ın müziği, pek çok referans içerse de son derece kendine özgü. Bu kendine özgülük, 1982 doğumlu bu insandan daha yıllar boyu çok güzel şeyler dinleyeceğimizin de habercisi.

Posted by Tolga 19:18

4 Comments:

  1. miette said...
    ben book of right-on'dan beri hayranım kendisine. ve tuhaf birşekilde her zaman dinleyemiyorum yani. ama inanılmaz birşey ya.
    Tolga? said...
    peach, plum, pear'i 80 kere üstüste dinleyebilirim :) yanında vanilyalı (ve tercihen sütlü) çay olması kaydıyla tabii :)
    lostgardens said...
    hoşgeldin tolga :)
    Adsız said...
    ay o kulaklar ne be öyle?

Post a Comment