anasayfa | blog hakkında | yazarlar



Son Derece Kişisel Bir Döktürü

“İlk kez Dostoyevski okumak, ilk kez denizi görmek gibi bir şeydir. İnsan ilk kez denizi gördüğü günü ve ilk okuduğu Dostoyevski romanını asla unutmaz.” demiş birisi. Kimin dediğini hatırlamıyorum ama bu söze şapka çıkartılır, orası kesin.

Benimde hayatımda öyle birkaç an var ki asla unutamıyorum. Daha Strokes “Is this It” isimli kaydı piyasaya çıkarmamıştı. Yani, ardı ardına yenilerini duyacağımız gruplar henüz yoktu piyasada. New York’ta başlayıp dünyaya yayılan o devrim henüz başlamamıştı. Joy Division ve Smiths’in ülkemizde bu kadar fanı yoktu. Müzik basınının hala Ok Computer’ı konuştuğu günlerden birinde Uncut dergisinde bir albüm kapağı görüyorum. Kapak Joy Division – Closer albümünün kapağı. Görür görmez aşık oluyorum bu kapağa. Henüz tek bir Joy Division şarkısı dinlememişim. Albümü edinmek için içimde deli gibi bir istek uyanıyor. Kendimi Taksim’deki müzik dükkanlarının önlerine atıyorum. Albüm yok. Bir dükkan istersem yurt dışından sipariş edebileceğini söylüyor. O da çok pahalı. Öğrenciyiz. Paramızda yok. p2p de hayatıma girmemiş daha…. Bir gün sevgili arkadaşım Ümit’le sabahlayıp ders çalışıyoruz. Sınava gircez. Benim sınav saatim yaklaşıyor. Vedalaşıp evden çıkıyorum. Otobüs durağına doğru yürüyorum. O da ne ????? İnanılmaz bişey oluyor. Beşiktaş’ta tezgah açmış bıyıklı bir amcanın tezgahında aynı kapağı görüyorum. Çığlığı basıyorum. Adam korkuyor. Neyse, albümü alıyorum. Hemen sınavdan sonra doğru eve gidiyorum. Ama yine içimde bir şüphe var. Fos çıkabilir albüm. Ama eve varıp müzik çalarıma Closer’ı koyduğumda hayatım değişiyor. Daha Atrocity Exibition çalmaya başlar başlamaz, Ian Curtis’in sesini duyar duymaz, hep aradığım şeyi, dünyanın en iyi albümünü artık keşfetmiş oluyorum. Bu gün Kayıp Kontrol diye bir grup varsa, biraz da o albüm yüzünden var. Orhan Pamuk’un bir kitabı “Bir kitap okudum, hayatım değişti” diye başlarya hani. Benim de hayatımı değişiren o albüm oldu.

İşte hayatımın major sarsıntısı budur, sevgili modernwayciler… Ondan sonra yaşadıklarım beni bu kadar sarsmadı ama artçı şoklar devam etti. Eski gruplardan devam edecek olursam, The Smiths’in “Heaven Knows I am Miserable Now şarkısını, Wire’ın Reuters’ ini dinlediğim ilk anları unutamıyorum. Sonra New York’ta Strokes’un başlattığı olay, hakkaten olay oldu. Ardı ardına yeni gruplar tanımaya başladık. Yüzlercesi çıktı ama hangi grubu seçeceğimiz konusunda çok seçiciydik. Mesela Libertines. Can’t Stand Me Now’ı ilk duyduğunuzda nasıl bir ruh hali içine girdiniz siz de anlatın. Pete’yi çok sevdik çünkü fake değildi. Öyle bi vokal yok kimsede, kendine özgü ton ve vurguları olan. Interpol’ün ilk başta ismi biraz itici gelmişti. Açıkçası albümü dinlemeye başlamadan önce pek ümit beslemiyordum. Ama iyi albüm kendini ilk 10 saniyesinden belli ediyor. 10. saniyeden itibaren esir alıyor insanı. Untitled bittiğinde Interpol hakkında beslediğim önyargılar da bitmişti. Obstice1 bittiğinde ise ne oldu tahmin edersiniz herhalde. Turn On the Bright Lights arşivimize girip asla çıkmayacak albümler arasına girmeyi başardı. 2000 yılından beri tam 6 sene geçti ve 6 senede
Bir çok yeni grupla tanıştık, hepsini burada sayamıycam bari son en cezbedenleri söyleyeyim. Arcade Fire ve Art Brut.

Eeee diyceksiniz, sonuç. (fuck off derim o zaman puhahahah) Sonuç şu. Geçenlerde bizim blog da dreamandown The Dears isimli muhteşem grubun No Cities Left albümünü tanıttı. Arkadaşlar ben hemen konuyu şuraya bağlayayım. Grubun Summer Of Proest şarkısı bende bağımlılık yarattı. Bir şarkı o kadar mı muhteşem olur. Bu grubu seviyorsanız mutlaka Protest Ep ‘i edinin. Ep 4 şarkılık mideye gömülmüş bir yumruk ve bence bağımlılık unsuru şarkının bulunduğu bu ep, albümden daha güzel. İşteyken iş bitsede eve gidip müzik dinlesem oluyorum yine. İyi ki müzik var. İyi ki modernway var. İyi ki bu muziği gerçekten dinleyen insanlar var. Damdan dama atlamak suretiyle kompoze ettiğim döktürümü bir tekerlemeyle bitiriyim. Punk Kuşağında bu işler uhuyla makasla yapılırdı. Şimdi Indie bloglarla myspace lerle büyüyor. Britney Spears cadısı camdan bakıyor llololololollo.



Posted by lostgardens 17:48

5 Comments:

  1. ceren said...
    bize cok tanidik, bizdenmis gibi bu kisisel dokturu;)
    liquidcat said...
    ahah ii ki yazmışsın, okurken acaip eğlendim ve keyif aldım =)
    swedish afro said...
    ben de öyle büyük keyifle okudum.."modernwayciler" kavramını yazının sonunda gördüğümde ise mutlu oldum ;)
    lostgardens said...
    çok sağolun varolun :)
    lego said...
    şöle diim super yazı..benzer seyler hepimizde var sanirim.
    amam ben su album alma olayına takıldım..onu (closer) alıp eve kadar götürürken heyecan ve en önemlisi merakla beklemek. artık bu duygudan epey uzağız yada kişisel konuşayım ben öyleyim.
    mp3leri indirirken albumun hepsini dinleme gibi bir kaygımız da yok.
    cok fazla (heyecan verici) grup var artık, evet takip etmekte kolaylık oluyor, ama keske o his daha fazla olsa..
    ne biliim sanki o zaman grup ve(ya) album daha sindirmelik oluyor...

Post a Comment