anasayfa | blog hakkında | yazarlar



HÜZÜNBAZ PLAYLİST VOL-1




Bir zamanlar başka bir site için yazdığım ama daha sonra kendi siteme koyduğum(www.unalarslan.com) bir playlist bu.Herkesin seveceği türden bir şeylerin çıkacağını düşündüğüm için buraya koymak istedim.Zaten yakın zamanda 3-4 tane kişi/grup yazısı ile döneceğim...

1-Serart-Claustrophobia(1:36)

Tahlil: Klostrofobik hayatlar yaşıyoruz gibi geliyor mu size de? Diyaliz makinelerine bağlı hayatlar. Bir küp şekeriyle aynı basınç altında sıkıştırılmış olma duygusu. Ya da poşet çay teknolojisine yenik düşmüş olmanın verdiği burukluk. Kapalı ve dar alanda sadece kendimizle paslaşabiliyor olmanın verdiği eziklik. Her şeye rağmen Claustrophobia monoloğunu dinleyebiliyor olmak bence hobilerin nelerdir sorusuna verilecek en güzel cevaplardan biridir.

Tasvir: İntro niteliğinde bir şarkı. Oysa Serart albümünde 11 sırada olsa da.Serart projesi System of a down’dan Serj Tankian’dan “Ser” i ve memleketlisi Arto Tunçboyacıyan’dan “Ar” ını alarak oluşan deneysel bir çalışma. Köken takıntısını görmezden gelerek dinlemek gerektiğini düşündüğüm iyi bir eserdir. Albüm kapaklarının bir posteri olsa da duvarıma assam diye çok söylenmişimdir.

2-Louise Attaque- La Valse(4:46)

Tahlil: Dans etmeyi bilir misiniz? Ya Vals? Ben bildiğimi iddia edemem. Ama ara sıra kendimle dans ederim. Bu başkasının ayağına basma ihtimalini sıfıra indiriyor çünkü. Bu şarkı valsın nazik bir dans olduğunu ispat edermişçesine yazılmış sanki. Daha çok son dans anında kullanılacak bir fon müziği gibi. Kurtlarla olmasa da Ruhlarla dans etmenin somut örneği. Ve şarkı bitince dansta biter haliyle. Pist bir anda boş odaya dönüşür. Vesaire vesaire vesaire.

Tasvir:La Valse’nin İngilizce karşılığı The Waltz yani Vals’tır. Louise Attaque ise Noir Désir ile aynı kanı taşıyan bir gruptur kanımca. İlerde bir diğer kankasını da tanıyacağız.

3-Karate-The Angels Just Have to Show(6:09)

Tahlil: Grubun ismi önyargılarınız ile dövüşebilir ama bir grup yaptığı müzikle ancak bu kadar güzel sevişebilirin kanıtıdır Karate. Bu grubu dinleyince içimdeki Daniel san ortaya çıkıyor sanırım. Ruhum Bay Miyagi kadar uysallaşıyor.” Smoked today, fifth time since 1988, with kids I knew through springs, then again in falls, but they're not kids at all” diyor Geoff Farina(Bu adam benim için baş tacıdır, düdük makarnasıdır:).Benim için Karate şovuna hep devam edecekdir. Etmelidir de değil mi?

Tasvir:1992’de Boston’da kurulan bir grup. Post Rock Experimental yapan ve fazlası ile İndie olması ve öyle kalması dolayısıyla daha da çok sevdiğim grup. Bunları yazarken Geoff Farina’nin kişisel albümü In My Living Room’dan Eventually’i dinlemek de bir tevafuktur haliyle.

4-Espers-Voices(3:44)

Tahlil: Joseph Arthur’un A Smile That Explodes şarkısının çalması beklenirken playlistteki bir matrix kayması sonucu Espers Voices çalmaya başladı. Bu işte bir hayır vardır diyerek bende sesimi çıkarmadım. Çünkü Espers sesini çıkardı. Gerçekten sade bir güzelliktir Voices. Black is The Color şarkıları da kesinlikle gökkuşağı çıktığında dinlenmelidir. Bir şair için iyi ilham kaynağı olabilir. Esp yetenekleri olduğu da tartışılır. Bu şarkı yerine aslında Michael Pitt’in Last Days filminin soundtrack’in de ki death to birth şarkısını unutarak eklediğimi acaba biliyorlar mıydı?

5- Menomena-Rose(2:58)

Tahlil: Piyanoya karşı garip bir sempati duyduğumdan olsa gerek bir şekilde bunu bana verecek bir grup düşündüm. The Dresden Dolls-Half Jack gibi bir şey olabilirdi ama Menomena’yı daha samimi bulduğum için Rose şarkısında karar kıldım. “My beds are always empty-If you dont count the ghosts” diye başlayan şarkı sözleri olan “Rose” nedense garip bir şekilde Erkan Ogur’un Gülün kokusu vardı albümünü aklıma getirdi. Bu grubu Radiohead’e benzetmekten iyidir sanırım:)

Tasvir:Portland-Oregon’lu çıkışlı bir grup. Web siteleri oldukça nevi şahsına münhasır kırıklıkta olmakla birlikte yaşadıkları şehre Güller Kenti deniyormuş. Experimental olayının bir parçası olduklarını söyleyebiliriz.

6-The Mars Volta-Televators(6:19)

Tahlil: İnceldiği yerden kopsun dediğim anlar vardır. Pamuk ipliklerine bağlı pamuk prens olduğum anlar için söylerim bunu genelde. Zehirli ayvalar yenir son yemekte ve elmalar başıma düşer. Ben neredeyim Allah’ım? Hangi çıkmazlardan çıkmaya çalışıyorum kendimden derim. İşlem sırası gözetmeksizin sıramı savmaya çalışırım. Mars volta ile daha fazla karışmaya çalışırım. Başarısız bir deneyim için iyi bir başlangıçtır bu. Karışığım, karışığız, karışıklar. Parçanın başında ki maymun seslerine dikkat edin. O zaman beni daha iyi anlayacaksınız.

Tasvir:Mars volta’yı ilk dinlediğim zamanı tam hatırlamasam da çok olduğunu biliyorum. O kadar çok sevinmiştim ki onlarla bir şekilde karşılaştığıma. Cedric Bixler Zavala’nın sesi miydi bunun nedeni Jon Theodore’nin davulu mu (Bu arada gruptan ayrılmış) progressive yapılarımıydı, yoksa klipleri mi? Texas kökenlilerdi sanırım. Acı küpü gerçekten bu grup köklere zarar. Widow adlı parçaları da Televators’ un ruh ikizidir bence.

7-Madrugada-The Lost Gospel(3:53)

Tahlil: Daha önce bir yazımda “Kaybetmek bir alışkanlıktır kazanmak gibi” demiştim. Loser olma durumunun dışında farklı bir durum bu. Madrugada da The Deep End gibi güzel bir albümü bize sunarken bu durumu yaşattı bana. Nirvana-Nevermind albümünün kayıtlarının yapıldığı stüdyoda kayıt edilmişti yanılmıyorsam. Tarzları farklı olsa da aynı keder ikisinde de var. Ben buna paralel evrenler teorisi diyorum:)

Tasvir:Norveç gibi bir yerlerden keşke hep böyle gruplar çıksın dediğim bir gruptur kendileri. Tindersticks ile aynı kanı taşıdığını söylediğimde biraz garipsendiğim ama çok sevdiğim bir grup. Tanışmak herkese nasip olur inşallah. Benden bu kadar.

8- Fat Freddy's Drop-Drown my ego(8:15)

Tahlil: Bir parça 8:15 uzunluğuna rağmen insanı sıkmaz ise yapılan şey müziğin dışında daha farklı bir paylaşım olsa gerek. Öğrenci evinin bozuk musluklarından damlayan sulara metronom tutan bu şarkı evin birlikte ama yalnız atmosferini o elektronik/yapay başka bir taraftan da reggae ve funk yapısı ile neşeli çağrışımları bırakıyor lekesiz zihnin sonsuz gün ışığına:) Farkındayım garip şeyler bunlar.

Tasvir:Bu şarkıyı listeye koymasam mı acaba diye çok düşündüm. Aslında birçok alternatif vardı bu parça yerine. Yani Thom yorke’nin The Eraser’in den Harrowdown Hill'i ya da Jay Jay Johanson’dan damar bir parça olabilirdi. İçinde elektronik barındıran başka başka bir şeylerde. Ama yeni Zelandalı kayıp yeteneklere(bizim ülkemiz için geçerli bu) yer vermeyi sende mi brütüs dememeleri için yaptığımda gerçektir.

9- Ilya- They Died For Beauty(5:11)

Tahlil: Bir kız arkadaşımın verdiği bir hediye idi Ilya. Bazen müzik zevkine güvenmediğiniz biri sizi o kadar şaşırtabilecek bir hareket yapabilir ki tahmin bile edemezsinizi yaşamıştım bu grupla. Ve Ilya dinlerken Bille Holliday tadı aldım rahatladım, zero 7 tadı aldım duruldum. İşte ihtiyacım olduğu zaman Ilya’ya başvurdum. Güzel, sakin ve sade.

Tasvir:İngiltere’den(Bristol) iyi bir şey çıkma ihtimalini yüksek gördüğümün bir temennisi Ilya. Caz yapmak için yola çıkmış insanların garip bir histerisi.

10-Metric-Love is a Place(2:09)

Tahlil: Aşk hakkında büyük konuşmamak gereken bir çağda, iddialı albüm isimleri, kitaplar, şiirlerin çıkması yadırganacak bir durum olmasa da özlem duyulan şeyin nerede olması gerektiği ile ilgili hipotezleri bize hatırlatır. Ama aşk şarkıları sadece yitik aşkları anlatır. Aşka faydası çok da yoktur. Aşkın tanımı ne olursa olsun.(Varlığı da tartışıla dursun)

Tasvir:Kısaca new york’ta (98) kurulmuş hoş bir gruptur kendileri. The strokes’un açtığı indie yoldan ilerleyen, elektronik ve kaliteli pop izleri taşıyan Metric listede bir şekilde var. Çok dinlemesem de onları. Vega’nın bu gruptan etkilendiğini düşünüyorum ayrıca. Hatta şarkı adı bile veririm bire bir ama ayıp olur. Ukala olmak istemem. İlham almak güzel tabii.

11- Gravenhurst- Cities Beneath The Sea(5:11)

Tahlil: Listeye şöyle göz gezdirdiğimde çok da tarihe geçecek, aman Allah’ım dedirtecek grupları seçmediğim ve bunu bilerek yapmak istediğim aşikâr sanırım. Çünkü sıradan insanların yaptığı şeylerde sırıtan başka şeyler olduğuna inanıyorum. Gravenhurst’ u Velvet Cell klipleri ile tanımıştım. Oldukça minimal bu klip sayesinde Fires In Distant Buildings adlı albümlerini edindim. Bu şarkıyı dinlerken İstanbul’u düşünüyorum “Gemide” filminde ki bir replik ile birlikte. Bu dünya ya binadan ya zinadan yıkılacak gibi bir şey diyordu Erkan Can. Bu bağlamda Gravenhurst’un da sığ bir müzik yaptığını düşünmüyorum.

Tasvir:Gravenhurst’ da Ilya gibi bristollu bir grup. Kurucu Nick Talbot umarım aklında ki müziğe her albümde biraz daha yaklaşır.

12- Thomas Winter Et Bogue- Mes Peines (4:08)

Tahlil: Yıllarca müziğin dili konusunda çok düşünmüşümdür. Türkçe yapısı gereği köşeli ve kemikli bir dil olduğu için İngilizce kadar yavşatılamıyor müzik içine doğal olarak. Diğer dillerde yapılan müziklerin geneli de komik geliyor. Nedenini tam açıklayamasam da Jim Carrey’nin Yaptığı anlamsız hareketlere güldüğüm kadar komik oluyor bu durum bazen. Fransız müziği bu klişeyi bu grup gibi kırıyor bazen de. Candan Erçetin’i fazla Fransız sempatikliğinden dolayı sevmesem de bu grubu seviyorum:) Fransız kalınmaması ve kulak kabartılası bir şey. Mes Peines / My Sorrows anlamına geliyor. Gerçekten karanlık yanı var müziklerinin bu da onları şahsım adına dinlenilmeye değer kılıyor.

Tasvir:Sitelerinde ki yorumlardan yola çıkarsak magnet pop+ elektronik+rock ve akustik bir birleşim var ortada. Noir Désir ile benzerlik gösterdikleri var ayrıca yorumlarda ama ben benzetmiyorum. Zaten topu topu kaç iyi Fransız grup var ki arşivimizde.

13-Thomas Dybdahl - If we want it - it's right(3:41)

Tahlil: Benim gibi büyük çoğunluk İngilizce şarkı sözlerini hakkı ile çevirip, anlayamıyor. Bu konuda hem fikiriz sanırım. Ama bazı şarkılar anlatacağını bir şekilde bize fazlası ile anlatır. Çünkü şarkılar kendisine biçilmiş süre içinde kendi edebi anlatımını ortaya koymak zorundadır. Thomas Dybdahl ağabeyim bir şair edasını andıran sükunetini şarkılarda ve duruşu ile o kadar iyi ortaya koyuyor ki ona sadece eyvallah ağa bey diyorsunuz. Sesinde ki o rahat hal beni o kadar çok etkiliyor ki bir ara oturalım da bana da birkaç numara göster diyesim geliyor. Ama o numaralarını şarkılarında gösteriyor zaten.

Tasvir:Norveçli olan Thomas Dybdahl çok fazla tanınmayan efendi bir akustik insandır. Bu da benim için fazlası ile yeterli bir sebeptir. Benzetmek gibi olmasın Elliott Smith kadar hoş bir insandır. Hem iyi müzik yapar hem efendidir anlayacağınız.

14-The Coral-Far From The Crowd(3:39)

Tahlil: Öyle durumlar ile karşılaşırız ki dumur olmamak içten değildir. Hem ağlamak hem de tebessüm etmek isteriz. Birine sarılmak, omzunda ağlamak isteriz. İşte bu her zaman imkânlı değildir. Kalabalıkların kafası çok, aklı yoktur diyorsanız, benim gibi hep uzaklaşmak istersiniz birlikte ama yalnız olma durumundan. “Far From The Crowd” tam da böyle bir şarkı. Kalabalıktan uzakta olmanın tesellisi.

15-Violent Femmes-Color Me Once(4:08)

Tahlil: Karşımıza çıkması gereken bazı şeyler çoğu zaman ilginç yerlerden fırlar. Aynı The Crow soundtrack’in de karşıma çıkan color me once gibi. Violent Femmes’ i daha önceden dinlemiş olmamdan ve onların böyle şarkısı var mıydı acaba diye sormamla geçmişti ilk birkaç dakikası şarkının. Zaten filmin yeterince etkisinde kalmışlığın bilincini daha da pekiştiren bir şarkıydı bu. Bir pederin ve Hristiyanlığa kendini adamış bir annenin oğlu olan solist Gordon Gano’nun film için söylediği bir ilahiydi bu sanki.

Tasvir:80’li yılların önemli bir punk grubu Violent Femmes(Amerika). Bir punk grubundan (hele ki green day gibi punk gruplarına ön ayak olan bir grup) daha farklı tatlar barındırdığını ve bir punk grubu Fugazi gibi olmalıdır tezimin temelinde ki diğer bir punk grubu Violent Femmes’ dir mantığının ilk ayağı.

16-Black Rebel Motorcycle Club- The Line(8:19)

Tahlil: İyiler siyah mı giyer gerçekten! Bunu söylemek çok mantıklı gelmese de siyahın genel olarak insana yakıştığını söylemek mümkündür. Black Rebel Motorcycle Club da siyah giyip sahnede ki duruşlarına bu hali iyi yansıtan bir gruptur. Öyle ağam şaham bir özellikleri olmayabilir. Fenomen olma iddialarının dışında takılma çabaları onları çok da meşhur yapmamıştır zaten. Ama velâkin depresif, hüzünlü ve bir o kadar rock’n roll kokan şarkıları varken onların tarzına indie rock-noise pop gibi abidik gubidik isimler vermeyi reddediyorum. Siyah 65 model Mustang GT 500 ‘üm olursa(1968 model Siyah Ford Shelby Mustang GT–500 de olur canım:) bir gün yaşadığım yerleri terk etmek için de bir sebebim varsa araba da son gaz çalacak olan grup olma ihtimali yüksektir BRMC.

Tasvir:98 yılında San Francisco da kurulmuş Black Rebel Motorcycle Club o günden bu güne çok fazla değişmiş gibi görünmüyor. Oasis’in altından çıkan her grupta çok meşhur olamıyormuş bunu anlıyoruz.

17-Jeff Buckley-New Year’s Prayer(4:40)

Tahlil: Hep değerinin geç verdiğimiz şeylere daha sonra çok ilgi duyarız sanırım. Bu hatamızı telafi etme çabası mıdır yoksa gerçekten samimiyiz midir? Bende Jeff konusunda böyle ikilemlerde kaldım. Ama onu dinlerken en fazla kırılma noktalarını kendimin hissettiğini düşündüm hep. İçimde ki ses onun gibi şarkı söylüyordu ben ise onu dinlerken susuyordum. Öyle yapmaya da devam etmeliyim.

Tasvir:Bir nehirde boğulan(1997),Mahşerin dört atlısından birisi babası olan(Tim Buckley), ona benzemediğini iddia etse de ona benzeyen, mülayim bir kayıp.

18-Ida- Past The Past(4:37)

Tahlil: Geçmiş geçmiştir birader. Artık önüne bak ve sadece geçmişi güzel anılarla hatırla dermişçesine bir öğütle başlıyor bu şarkı. Girişte ki gitar melodisi sanki kendi başına takılırken bulunmuş bir melodiye kafasına göre eşlik eden bir adamı hatırlatıyor. Böyle naif, huzuru verirken içinde ifritler dolaştıran şarkılar vardır ya bu işte öyle bir şey.

Tasvir:92 Newyork çıkışlı Ida yaptığı coverlarla Secret Stars’a olan saygısını duyarken biz de onlara böyle duygu hezeyanları yaşattıkları için teşekkür ediyoruz.

19-My Morning Jacket-Dondante(7:22)

Tahlil: Radyo yere düştü kırıldı. Ama hala çalmaya devam ediyor. Bir ses duyuyorum çok derinden geliyor. “in a dream I saw you walking with your friends alive and talking that was you” sözünde kendimi radyonun içinden izliyorum. İşte o an ben ben olmaktan çıkıyor Jim James olup onun gibi çığlıklara boğuluyorum. Ben onu duyuyorum ama beni kimse duymuyor. Bu şarkı aklıma dante Alighieri’nin kayıp cennet ve ilahi komedyasını getiriyor bir an. Ne kadar kaybolmuşum gecenin içinde. Kendime gülüyorum bu bir ilahi komedi…

Tasvir:Sanırım 99 çıkışlı Louisville bir gruptur. Post rock deryaları ile country hülyalarına bulaşmaları bu yüzden olduğu düşünülür. Jason Molina’nın baş tacı ettiğimiz Songs:Ohia’sı ile de ortak bir albümleri vardır. Bu grubu sevmemek mümkün değildir bu son dediğimle de.

20-Winterpills-a benediction(3:34)

Tahlil: Sürekli yeni şeyler keşfetme ve dinleme isteğimin bir sonucudur Winterpills. Son zamanlar da daha folk şeyler dinliyorum sanırım. Aslında tarzlar arasında daldan dala gezinmeyi seviyorum. Ama akustik işin içinde olunca akan sular durur. Belki bu yüzden de bu sular bende yatağını bulur.

Tasvir:Iron and Wine, Sufjan Stevens, Belle and Sebastian, Yo La Tengo, Simon and Garfunkel sevenlerin zorlanmadan dinleyeceği bu grup. Nedir necidir araştırın bir zahmet.

21- Black Mountain- Heart of Snow(7:59)

Tahlil: Bu şarkı yerinede koyabileceğim çok alternatif vardı her zaman ki gibi. Red Stars Theory’ den September ‘ı mı koymalıydım aman neyse artık düşünmek istemiyorum. Bitsin bu işkence!

Tasvir:Kanadalı olduklarını sanıyorum. Hatta öyleler. Orası da soğuktur bu şarkı kadar şimdi.

22- İNS-Mavi(4:23)

Hep düşünürüm. Başkalarının yaptıkları müziklerden etkilenmelerimiz bizi neden hep barajın altında tutuyor diye. Oysa onlar samimi ise bizde samimiyizdir. Ben böyle düşünüyorum. Yani Conor Oberst’den ya da Sufjan Stevens’dan neyim eksik diye sordum kendime. Bunu sormam bir kuyruk acısından çok yardım çağrısıdır aslında. Ev de kayıtları yaptım sapına kadar İndie. Tamam, üç milyonluk bir mikrofonla ve ucuz bir gitarla bu iş kotarılamazdı ama içimden geleni yaptım. Ortalamanın üstünde şarkılar yazdığıma inandım. İnsanların şarkılarıma inandığını sandım. Sanırım yanıldım. Neyse ben yazıp söylemeye devam edeyim. Sizlerle de naçizane şarkım olan “Mavi” nin sözlerini paylaşayım. Umarım bir gün istediğim gibi kaydetme imkânına sahip olurum. Umarım…(Reklam kuşağı gibi oldu ama)

Herkes maviyi sever ama ruhunu siyaha boyar
Herkes gerçeği bilir ama nedense hep saklar
İnsanlar soruyla doğar, İnsanlar sorunla doğar
Doğmuş olmanın hep bir sakıncası var
Bir çocuk doğdu,İşte o bendim
İnsanlar içinde sıraya girdim
Odalar, evler, gri binaların
Hep içinde bir yerde gizledim
Gizlendim…

23-Rasmus Rasmussen- Remnants(4:04)

Tahlil: Bu grup Rasmus ile karıştırılmasın çok kızarım:) Böyle bir imkan yok ama söyleyim dedim. Bu grubu Türkiye’ de ilk dinleyen kişi benim sanırım ama bunun ne önemi var. Bu şarkıyı 2002 de albüm çıkınca şans eseri dinlemiştim. Beni neden hala çok etkiler bilmem ama kimse de olmaması sanırım:)

24- Current 93 & Antony and the Johnsons- you stand above me(1:36)

Tahlil: Bir şekilde son zamanlar da sesi ile beni en etkileyen şahısların başında gelen Antony and the Johnsons ‘ın Antony sini bu listeye koymalıydım. Koymamak için dirensem de bunu yaparak bu playliste ruhumu teslim ediyorum. Seninle vedalar bile ayrı oluyor Antony…

Posted by Şehirli Derviş 00:50

7 Comments:

  1. miette said...
    of espers, gravenhurts, karate, coral, my morning jacket aman aman. bilmediklerimi indiricem valla pek teşekkür.
    dreamanddown said...
    ne demek,rica ederim.
    nordic.bug said...
    bunu kaç kişi tam olarak okumuş sınav yapmalısın (:
    dreamanddown said...
    :) Biraz uzun ama kısmen faydalı olduğunu düşünüyorum.Keşke mp3lerini de koyabilsem.
    serdarcharliebrown said...
    fall in light jeff fall in light fall in light fall in light
    nordic.bug said...
    .mp3 'leri koymanda bi engel yo sanirim (:
    iledus said...
    güzle yorumlanmış bir çok şey.
    gravenhurst cities beneath the sea şarkısı hakkında birşeyler araken karşılaştım.iyi oldu.

    sevgiler.

Post a Comment