anasayfa | blog hakkında | yazarlar



Eternal Sunshine of the Spotless Mind

Lekesiz Bir Zihnin Sonsuz Günışığı

Bu filmi izleyeli çok oldu. Ama üzerimde yarattığı etkiden dolayı yazmaktan hep çekindim. Bu film benim hayatım için son derece önemli bir virajdı. Kendimi izledim diyebilirim kısmen. O kadar yani. Kişisel metamorfozları şimdilik bir yana bırakırsak şunları söyleyebiliriz filmle ilgili.
“Clementine (Kate Winslet) ile Joel (Jim Carrey) bir kumsalda tanışırlar; Montauk’ta. Birbirlerinden çok farklıdırlar. Joel, içine kapalı ve mantıklı; Clementine, dışa dönük ve içgüdüleriyle hareket eden. Birbirlerini sever, birbirlerine sarılırlar. Sonra zamanla sorunlar başlar, en ufak şey batar, tahammülsüzlük artar. Ayrılırlar. Clementine mutsuzdur. Joel’i unutarak mutsuzluğunu bitirebileceğini düşünür. İnsanların hafızalarını temizleyen bir doktora gider. Joel ile ilgili tüm anılarını sildirir. Bundan haberdar olunca Joel öfkelenir. Kendisi de Clementine’ın anılarından kurtulmak ister. Fakat o uykusundayken yürütülen işlemin bir noktasında, kaybetmek istemediği hatıralarla karşılaşır. Vazgeçmek ister. Clementine’ı içinde tutmak ister. Ama uyku halindeyken sesini duyuramaz. Ve Clementine’ı zihninin içinde saklamaya çalışır. Birlikte Joel’in zihninde bir yolculuğa çıkar ve birbirlerini kaybetmemeye çalışırlar.” Sinema yazarı Ali Ercivan’dan bir alıntı
İşte filmin cümlelerle anlatılabilecek özeti bu. Ama filmi izlemeye başladığınızda sizi o an kalbinizden mıhlıyor. İçinizi garip edecek bir formata dönüşüp sizi köşeye sıkıştırıyor. Ağlamak istiyorsunuz. Bağırmak istiyorsunuz. Sarılmak istiyorsunuz. Ve en önemlisi şunu anlıyorsunuz ki sevdiğiniz birini asla yok edemiyorsunuz. İlişkilerde ayrılıktan sonra yapılan genel unutma eylemi sevdiğiniz insanı ve onunla ilgili her şeyi yok etmektir. Bu doğal bir yaklaşım sayılabilir. Daha fazla acı vermemesi esasına dayanır. Ama hem gerçekte hem de filmde olan şey unutmanın hiçbir şekilde mümkün olmadığıdır. Ayrıca film 2003 yapımı olup Amerika’da 2004 de vizyona girmesine rağmen 2006 da izlemiş olmamıza(olmama) Takdir-i İlahi diyorum. Benim için bu kadar uygun bir zaman olamazdı doğrusu. Aslında söyleyecek daha çok şey(im) var belki ama bazı şeylerin değerini ancak saklayarak koruyabilirsiniz, unutarak değil. Farklılıklara ve kusurlara rağmen sevmek çok güzel. O yüzden unutmuyorsanız ne mutlu size. Çünkü her şeyi ilk gün ki gibi hatırlamak istiyorsan sadece son günü unut. Ve asla son gün olmasına izin verme…Son söz başka bir filmden alıntı ile bitse nasıl olur:
Binalar yanar, İnsanlar ölür Ama Gerçek aşk ölümsüzdür…~The Crow~
“Bu filmi benimle izleyen kişiyi asla unutmayacağım”
Not:Filmin ismi Alexander Pope’un aynı adlı şiirinden almış.

Posted by Şehirli Derviş 06:21

2 Comments:

  1. liquidcat said...
    ve tabi ki beck ve everybody's gotta learn sometimes..
    soundtrack'i de oldukça başarılı
    lostgardens said...
    Jim carrey oynuyor die izlememiştim bu filmi. Zamanında Truman Show'a da ön yargıyla yaklaşıp sevmiştim. Nedense Jim Carrey'inin oynadığı filmlere hep önyargıyla yaklaşıyorum. Filmi izlemeye çalışacağım umarım hayal krıklığına uğratmaz...

Post a Comment