anasayfa | blog hakkında | yazarlar



Distopya Sineması'na Giriş

Bilim kurgu filmlerinde kimi zaman yönetmenlerin gelecek üzerine gördükleri kabuslar beyaz perde aracılığı ile izleyici ile buluştur. Bilimkurgu filmleri bize insanlığı gelecekte bekleyen kabusları göz önüne sererken, kaynağını ise genellikle günümüzden alır.Kendi bedenine ve arzularına yabancılaştırılmış, makinalaştrılmış ve birilerinin çıkarlarına hizmet ederken hizmetçiliğini yaptığı sitemin herhangi bir vidasından bir farkı kalmamış adeta "programlanmış" bir insanlığı izlemek bizi rahatsız eder. Çünkü sunulan gelecek tasvirleri, bugün yaşadığımız dünyanın ve içinde bulunduğu açmazların daha derine kök salmış, daha bir sistemleşmiş halinden başka bir şey değildir. Zaten, bir kaç asır öncesinin filozofları bugünün insanlarını görebilselerdi, onlar için "makineleşmiş" ve "kendine yabancılaşmış" yorumu yapmazlar mıydı? Çocukluğumuzda okuduğumuz Jules Verne kitapları bile günümüz insanının yaşayacağı tarif edilmez karmaşayı önceden saptama konusunda yetersiz kaldı.
George Lukas'ınTHX 1138 isimli filmini ele alalım. Filmde insan, kullanımı yasal zorunluluğa bağlı kimi
ilaçlar aracılığıyla kendi benliğine yabancılaştırılıyor, bilinci ve tepkileri kontrol altına alınıyor ve sistem için mükemmel bir üretim/tüketim aracı haline geliyordu. İlaçlar sayesinde her türlü insanı dürtü ve duygudan arındırılan insanın iyice yavaşlayan nabzı bile makinelerin denetimine bırakılıyordu. Çok ileri bir tarihe gitmeye gerek yok. Irak’taki savaşın en kanlı biçimde devam ettiği günlerde otellerden yapılan ‘otel gazeteciliği’ ne ve Pentagon’da yapılan haber maniple çalışmalarına tanık olduk.
Bilim kurgu filmlerinin ilk örneklerinden itibaren geleceğin insanı üzerine üç temel tespitte bulunmakta. Filmler, insanların
köleleştirilececeği, duygu ve düşüncelerine müdahale edileceği ve bu insanların sürüler halinde hareket eden boş zihin taşıyıcılarına dönüşeceklerini söylüyor.
Bu günden geleceğin nasıl olacağına dair olan yorumlar yapan distopyaların ilki Fritz Lang imzalı 1927 yapımı Metropolis isimli filmidir. Bilim kurgu türünün ilk örneklerinden biri olarak kabul edilen film, bu türde yapılacak olacak bir çok filme etki etmiştir. Mesela ilk kez bu filmde kullanılan robot insan, gelecekte çekilecek bir çok filmdeki insansı robotun atasıdır. Fritz Lang'in robotu ile George Lucas'ın polis robotları şaşırtıcı bir benzerlik gösterir. Fimde insanlar köleleştirilmiş ve Metropolis liderinin devasa şirketinin fabrikalarında vardiyalar halinde çalıştırılmaktadır.
"Geleceğin insanı köleleştirilmiştir" Metropolis’te makineler ve betonlar arasında kaybolan insanların bir mesih arayışı içine girdiklerini görüyoruz. Kimi Metropolis sakinleri yerin altındaki gizli sığınaklarında yaptıkları gizli toplantılarında bir mesihin gelip onları kurtaracağını düşünür. O mesihin geleceğine dair inançlarını yitirdiklerinde kinlerini makineleri yok ederek gidermek isterler ama tüm kent makineler üzerine kurulmuş ve o makineler onların varlık sebebi haline gelmiştir. Bu nedenle Metropolis’te hayat felce uğrar.Metropolis'i takip eden birçok bilimkurgu filminde geleceğin insanın köleleştirileceğini görürüz. Kölesi olunan kişi yada şeyler yöneticiler, büyük sermayeler, makineler olabildiği gibi kimi zaman ise Gogard'ın Haftasonu veLukas'ın THX 1138'inde olduğu gibi perdenin gerisindeki birilerinin başı çektiği köklü bir sistematik yapıdır.
"Gelec
eğin insanının duygu ve düşünceleri kontrol altına alınmıştır" Distopyalarda insanı kendine esir eden yapının, sadece insanın iş gücüne değil ayrıca fikirlerine ve duygularına da hükmettiğini gözümüze çarpar. George Lukas'ın THX 1138'sinde kimi ilaçlar yoluyla insan düşünce ve duyguları kontrol altına alınırken Francois Truffaut' nun Fahrenheit 451'inde kitaplar yasaklanır ve imha edilmeye çalışır. Şehir dışında yaşayan bir kaç kaçak ise kitapları ezberleyerek onları yok olmaktan kurtarmaya çalışır. THX 1138'de bilgisayarlar yolu ile telkinler verilirken, Fahrenheit 451'de benzer telkinler televizyon aracılığı ile verilir. İnsanlara iyi bir vatandaş olmaları, var güçleriyle çalışmaları ve kurallara uymaları tavsiye edilir. Tam bu noktada Terry Gilliam'ınBrazil filmi devreye girer. Filmdeki totaliter bir rejim, baskıcı bir sistem ve insanı hiçe sayan bir endüstri ve teknolojiye endeksli yaşamlar ve tüm bu teknolojik ve bürokratik kaos içinde kurdeşenler döken Sam karakteri, ister istemez tarih yoksa tekerrürden mi ibaret sorusunu sordurur.
"Sürüler ha
linde hareket eden boş zihin taşıyıcıları" Ne kadar köleleştirilirse köleleştirilsinler, distopyaların kurguladığı gelecek insanlarının kitleler halinde itaat ettiğini ve kendi köleliklerinin farkında olmadığını ve onları çevreleyen girdabı normal ve olağan karşıladığını görüyoruz. Yine kitap okumanın yasaklandığı Fahrenheit 451 filminde insanlar kitap okuyanları kendileri ihbar ederler. Son derece bireysel yaşayan ve birbirleriyle fazla bir şey paylaşmayan bu insanlar onları esir alan statükonun devamı için söz konusu olduğunda işbirliği yapar ve emirlere tartışmasız bir itaat söz konusudur. Zihinleri ve düşünceleri kontrol altına alınan gelecek insanların zihinleri giderek boşalır ve sevgi, nefret, heyecan gibi "insansı" duyguları yok olur. Bunun sonucu olarak da insan giderek makineleşir. Bu bilim kurgu filmlerinde binlerce boş zihinli insanın sürüler gibi tek bir hedefe doğru hareket ettikleri sahneler kimi zaman insanın tüylerini ürpertici niteliktedir.Tıpkı, Rus Sinemasının en önemli ustalarından Andrei Tarkovsky'nin bilim kurgu alanında yaptığı önemli yapıtı Solaris'te olduğu gibi olay dünyanın dışında bir mekanda ceryan etse bile insanlar arası ilişkileri teknoloji faktorü ile kas kastı bir hal alabilmekte.
THX 1138 de izlediğimiz tek renk giyinen, hepsinin başı sıfır tıraşlı insanların aldığı ilaçlar bize şimdililik daha dolaylı yollardan küçük dozlar halinde veriliyor; bu ilaçlar kimi zaman bir reklam filmi kimi zaman ise kimi zaman bir psikolog telkini olarak karşımıza çıkabiliyor. Kendi ürettiğimiz nesnelerin esiri olurken, onları hızla tüketmeye programlanmış bir toplumun uyumlu bireyleri olmaya çalışıyoruz.
Belki de bu çaba, bilimkurgu yazar ve yönetmenlerinin geleceğin insanının göreceği kabusları kaleme ve filme alırken temel çıkış noktsadır. Distopyalar gelecek üzerine kurgularını yaparken, yaşadıkları dönemin gerçekliklerinden etkileniyorlar. Gelecekte yaşayacağımız kabusların tohumları ise bugünden atılıyor./ Taner Torun


Posted by lostgardens 22:19

4 Comments:

  1. lonelyangeldust said...
    yazı alıntımıdır yoksa lostgardens kendimi döktürmüştür eteğindeki taşları bilmem ama bence oldukça doyurucu örnekler vermiş distopya hakkında..amma ve lakin olayın edebiyat yönü bir çırpıda atlanıvermiş gibi geldi bana..nitekim iyi bilim kurgu iyi bir edebiyat kökeni gerektirir kanımca.örneğin;fahrenheit 451 i rad bradburry den dinlemeli öncelikle bünyeler,Truffaut filmin akışkanlığı içinde bir çok önemli noktayı es geçmiştir çünkü..
    bir de benim okumaktan pek zevk aldığım yemeyip yanında yattığım douglas adams klasiği 'the hitchhiker's guide to the galaxy' yi öneririm tadına bakmamışlara;)
    lonelyangeldust said...
    p.c:ray bradbury :) hım bir de yazının başlığında distopya sinemasına giriş yazıyor dilerim,distopya sineması 1,2,3.... die dewam eder seri:)
    lostgardens said...
    ewet aslında yazım sayfalar sürüyordu. Ama bu haliyle bile çok uzun süren yazıyı ancak bu kadar kısabildim. Diğer sevgili modernway yazarları beni dövmesin diye küçük karakterlerle ve küçük resimlerle koydum yazıyı. Onun için bir çok şeyi bir kaç kelimeye sığdırılmak zorunda kaldı. sadece Solaris üzerine bile sabaha kadar konuşuruz yoksa :)
    lonelyangeldust said...
    solaris çok uzun bir çekim ve montaj sürecinden geçmiş,insanların filmi kabullenmesi ise hayli sıkıntılı geçen bir diğer süreç ..tarkovsky bile bu kadar çabalamışsa bil bildiği vardır der günlerce haftalarca da kanuşabilirim ben bu filmin ardından:P

Post a Comment